2018 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2018 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2019 Perşembe

Japonya


Sıcağı sıcağına yazılmadığında detaylar atlanabiliyor ama 2018 Agustosundaki Japonya seyahatimi halen net hatırlıyorum. 2017 Aralığında almıştım biletleri, dolar kuru 3,8 iken. Asiana airlines ile Seul aktarmalı biletler kişi başı 560 USD idi. Dönüşümüzü 1 gece Seul konaklamalı olarak ayarlamıştım ki, Seulu de görebilelim. Güney Kore ve Japonya için vizeye gerek yok.
Bilet alımı sonrası uzun bekleyiş, Agustos ayında bitti. Kurban bayramının 3. Günü havalimanına gelip checkin yaptırdığımızda ilk enteresan bilgiyi Istanbuldaki görevli verdi. Seule inebileceksiniz ama Seul – Osaka aktarması, beklenen tayfun dolayısı ile yapılamayabilir. İndikten sonra sorunsuz gittik hatta biz Japonyadayken bırakın tayfunu, yağmur bile yağmadı ama, döndükten 10 gün sonra, Kansai havalimanını su bastığı, Osaka kıyılarındaki dev dalgaları haberlerden okuduk.
Asiana havayollarının ekonomi sınıfı bizce gayet konforluydu. 11 saatlik uzun uçuşta dizlerimiz sıkışmadı, film seyredip, uyuklayıp, dergi-kitap okuyarak Seule indik. Gece yolculuğu yaptığımızdan indiğimizde bitik durumdaydık ve daha Osaka’ya aktarılacaktık. Asiana nın bekleme salonunda, uyku odası dolu olmasına rağmen, geniş 2 adet pufu yanyana koyup uyuyup dinlenmeye çalıştık. Osaka aktarması, havalimanından şehre gelip, kalacağımız Ryokan tarzı hosteli bulduğumuzda Japonya saati akşam 9 olmuştu. 7 saatlik Türkiye farkını hiçe sayıp, çok yorgun olduğumuzdan Türkiye saati öğlen 2’de, gece uykumuza daldık. Aslında bu taktik jetlag için çok işe yarıyor. Yapılan gece yolculuğu sonrası derin uyumayıp, gece uykusunu Asya ülkelerine bıraktığınızda, Asya sabah saatinde kalkıp şehirleri gezmeye başlayabilirsiniz.
Japonya seyahatimizi, Osaka – Nara – Kyoto ve Tokyo olarak planlayıp uyguladık.


Osaka gidiş, Tokyo dönüş aldığımızdan şehirler arasını tek yön gittik. Bu yüzden Japonya seyahatlerinin vazgeçilmezi Rail-Pass (sınırsız tren kullanım bileti) ihtiyacı duymadık. Eğer tek yön değil, Tokyo – Kyoto arası git-gel yapılacaksa bile Rail-Pass almak mantıklı oluyor. 
Japonya’da hayatın pahalı olduğunu bildiğimizden hep hostellerde kaldık ve gecelik, kişi başı 20 Euro ödedik. Odaları 2 kişilik seçtik ama banyo ortaktı. Amacımız mümkün olduğu kadar ucuza gezip daha fazla yer görmek olduğundan bu detay çok önemli değildi ve ayrıca birçok gezgin ile sohbet fırsatımız oldu.
Ryokan kelime anlamı ile Japoncada han demek ve Japon kültüründe 1500 lere dayanan bir hikayesi var. 2019 Japonyasında ise Ryokan eşittir yer yataklı otel anlamına gelmiş. İlk 2 gecemizi Osaka’da ryokanda geçirdik ve aklıma Tekirdağ’da bir çok akrabamızın yatıya gelip kaldığı, yer yataklarının yetmeyip, yorganlardan yatak yapılan bir nevi “Neşeli Günler” filmi gibi anıları hatırladım. Gerçektende, yattığımız yer yatağı, yorgandan halliceydi ama hiç rahatsızlık duymadan çok rahat uyuduk.
OSAKA
Kahvaltı için markete birşeyler almaya gittiğimde 1 dilim karpuzun 30, 1 elmanın 10 TL olduğunu görünce tamamen yerel yemeklere yönelmeye karar verdim. Yazılanları anlamadığımızdan ve genelde ingilizce bir açıklama olmadığından, yiyeceğimiz şeyleri şekillerinden anlamaya çalıştık.
Deniz ürünleri sevdiğimizden büyük sorunlarla karşılaşmadık ama sabah kahvaltısında deniz ürünü yemek istemediğimizden hamur işi bulmaya çalıştık.
İlk şaşırdığımız konunun başında evsiz sayısı geliyordu. Osaka şehrinde tren istasyonundan inip hostele yürürken bir çok evsiz ile karşılaştık. Genelde Japonlar, stajer olarak girdikleri şirketten, emekli olduklarından, yaş olarak 30-40 arası işten çıkarılma olur ise, başka iş bulmakta zorlanıyorlarmış ve bu yüzden bir çok evsiz varmış.
Gezilerimizde genellikle yürüdüğümüzden Osaka’daki tek günümüzde tam 19 km. yürüdük ve o gün Japonya’nın büyüklüğünü anladık. Kaldığımız yer Tennoji istasyonuna yakındı ve önce metro ile Umeda Sky Building adlı kuleye gittik. Gözetleme kulesine çıkmasakta, içindeki park ve nehir kıyısını gezdik. Buradan Osaka kalesine gelip kale içini gezdik (600 yen giriş ücreti yaklaşık 5 Euro) ve ucuz yemek yiyebileceğimiz restoran zincirlerinden biri olan Yoshinoya da, etli pilav yedik. Yoshinoya gibi, Matsuya ve Sukiya gibi zincir restoranlarda nispeten daha ucuza yemek yenilebilir. Bazılarında ingilizce menü olmasına rağmen genelde yok ve fotoğraflardan anlayıp sipariş vermelisiniz. Buradan çıkıp Namba bölgesine geldiğimizde hava kararmıştı bile. Nehir üzerindeki cafelerde canlı müzik yapılıyor ve insanlar eğleniyordu. Arada sokak yemekçilerinden birinden hamur içine ahtapot parçaları koyularak yapılan Takoyaki tadıp otelimize geldik.






NARA
Sabah kalkar kalkmaz Tennoji istasyonuna yürüyüp Nara biletimizi aldık. İstayondan Japon tarzı cheese cake alarak kahvaltımızı bu şekilde hallettik. Çok güzel kokulu ama bildiğimiz cheese caketen farklı olarak pufidik normal kek gibiydi. 40 dakikalık tren yolculuğu 470 yen (yaklaşık 4 Euro) ve indikten sonra , 1,5 km. uzaktaki dünyanın en büyük bronz Buda heykeli olan Todaiji Budist tapınağına yürümek dünyanın en enteresan yollarından biri. Nara’nın doymak bilmeyen sırnaşık geyikleri ile selfie çektirebilirsiniz. Geyiklere gelmeden önce dedesi ile yolda yürüyen 8 yaşlarındaki bir çocuk bize şeker hediye etti.
Todaiji (ve diğer Budist tapınaklarına) giriş ücretleri genellikle 500 yen (ortalama 4 Euro)
Şansımıza tapınak önünde müzik ve dans etkinliği vardı. Onu da seyredip, yine geyikli yoldan tren istasyonuna geldik. Bu defa 1 saat sürecek yolculuğa 710 yen (yaklaşık 5,5 Euro) ödeyerek Kyoto ya geldik.







KYOTO
Kyoto Japonya’nın eski başkenti ve başkent Kyotodan alındığında ismi Edo olan şehrin adı Tokyo oluyor. Aynı harflerden oluşması herhalde Kyoto’ya saygıdan dolayı. Gerçektende Kyoto büyüleyici bir yer. Çevrede Kimono ile gezenleri burada sık sık görebilirsiniz. Hatta tek gördüğümüz geyşayı burada gördük. Sadece biz değil, Japonlar bile fotograf çekmek için çırpındılar.
Sabah Nara’yı gezdiğimizden, Kyoto’daki ilk günümüzde kaldığımız hostelin yakınlarında dolaştık. Gion-Shijo metro istasyonuna yakın kalıp yakındaki “food market” e gidip, nehir kıyısı piknik yapanları izleyip, marketten sushi – bira alıp hostelimize gelip yedik.
Ertesi gün, farklı yerlere gideceğimizden günlük otobüs biletine 600 yen ödeyip aldık.
Önce Kyoto imparatorluk sarayına gidip bahçesinde dolaştık. Oradan, eşimle hemfikir kaldığımız Japonyadaki gördüğümüz en güzel yer olan Kinkakuji (Golden Temple) ye geldik. 1224 yılında dağ evi olarak tamamlanan yapı daha sonra tapınağa dönüştürülmüş. İnanılmaz güzel, huzur veren bir bahçesi var ve zaman kısıtı olmasa tüm gün zaman geçirilebilir. Buraya giriş 400 yendi.
Kinkakuji’den sonra 1 aktarma yaparak Bambu bölgesine Arashiyama’ya geldik. Tek ana cadde üzerinde şirin dükkanların olduğu bölgede, önce Kogenji Tapınağını bahçesini gezip, yan taraftaki bambu ormanında yürüyüş yaptık.
Buradan yine bir aktarma ile Nanzenji tapınağına gelip, tapınak içine girmeden, bahçesinde gezdik ki çok güzel fotoğrafik alanlar var. Nanzenji çevresinde bir çok tapınak var, hepsine girilse hem zaman hem para israfı diye düşündüğümüzden genelde dışarıdan foto çekmeyi yeterli gördük.
Hedefimiz buradan Ginkakuji ye gidip Philosophers path ten yürümekti ama yorgunluk bizi hostelimize yakın son durağımıza, Maruyama Parkına geldik. Ara sokaklardan yürürken, tek gördüğümüzü geyşayı, evden çıkıp arabaya binene kadar geçen 10 saniyede görebildik.










TOKYO
Shinkansen, hızlı tren, mermi tren, bullet train, ne derseniz deyin, hızı etkileyici. Farklı tipte hızlı trenler var, önceden hangisi daha hızlı diye bakmalısınız, genelde 3 saat süren (450 km) yol bizim gibi yanlış hızlı tren seçilirse 4,5 saat sürebiliyor. O bile güzeldi.
Toplam 3 gece kaldık Tokyoda ve ana tren istasyonuna iner inmez yakındaki Tokyo imparatorluk sarayının bahçesine ve çevresinde yürüyüp, kalacağımız hostele akşam üzeri geldik. Bu ulaşımı metro ile yaptık ve sadece 5 durak gitmemize rağmen, bir daha metroya binmeyeceğimize tövbe ettik.
Bize verilen tüyo, “yoğun saatler haricinde kullanın”dı. 19:20 de bindiğimiz ve 15 dakika süren yolculuk bir ömür gibi geçti. Vücudumuzun her yerine temas vardı (saygılı bir temasJ) ve bir istasyonda içeri giriş sırasındaki yüklenme ile, eşime bir baskı daha geldi ve huh diye sanki son nefesini verdi. 2 parmağımızla tuttuğumuz sırt çantalarımızın ağırlığı bir yana, sıkıştırmalar diğer yana, 15 dakika sonra kendimizi metro dışına attığımızda sinirden gülmeye başladık. Saat kaç olursa olsun metro kullanmayacağımıza söz verdik ve hostelimize geldik. Japonya’ya sadece birer sırt çantası ile geldiğimizden(kişi başı 6 kg.), yanımıza 5er günlük kıyafet almıştık. Hostelin hemen yanındaki yıkama odasında,eşyalarımızı 200 yen karşılığı yıkayıp, 100 yen karşılığı kuruturak, eşyalarımızı odamızın mini balkonuda tam kurumaları için astık ve marketten aldığımız yemeklerimizi yiyip uyuduk.
Bu arada ister restoran ister hostelde olsun Japon tuvaletlerine ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Hangi tuşun ne işe yaradığını bulmak için hepsine basmak lazım. Sifon bile hangisi tam anlaşılmıyor ama Japonyaya gidipte, evimde bu tuvaletten olsun demeyen yoktur sanırım. Otomatik taharet çubuğu, klozet ısıtması, müzik yayını gibi özellikler var.
Ertesi gün, metroya tekrar binmemeye yemin etmiş olan bizleri zorlu bir sınav bekliyordu. Günlük otobüs bileti satın alıp hem yön duygumuzu test ettik hem de sadece Japonca yazı olan otobüs haritasını çözdük. Fakat Tokyo da şöyle bir durum var. 500T gibi uzun hatlar yok ve nispeten daha yakın bölge içi hatlar oluyor ve kaldığımız yerden 18 km uzaktaki National Museum of Emerging Science a gelmek için 4 farklı otobüse bindik. 500 yenlik günlük sınırsız otobüs bileti fiyat olarak ucuz fakat zaman açısından sıkıntı yaratabilir. Taksiye binerim yaa nolacak demeyin, aman fiyatlara bakmadan binmeyin, fahiş fiyatlarla karşılaşabilirsiniz.
Ayrıca otobüs aktarması yapacaksanız, indiğiniz ve bineceğiniz durak ismi aynı olsada, bu aynı durak anlamına gelmiyor. Örneğin bir kavşakta indiniz durak ismine bakıp, 100 metrekare içinde aynı isimle farklı duraklar var ve sizin aktarma yapacağınız otobüsün hangi durağa geleceğini bulmalısınız. İlk aktarma noktamızda çok zaman kaybetsekte, otobüs hatlarını gösteren harita üzerinde, aktarma yapacağımız otobüsün güzergahını bularak, hangi durakta durabileceğini tahmin eder olmuştuk. Otobüslerin hepsinde internet var ve ücretsiz. Otobüs firması TOEI ve sitesinde hem nasıl kullanacağınızı ve güzergah ile ilgili bilgi alabilirsiniz https://www.kotsu.metro.tokyo.jp/eng/tips/bus_ride.html
National Museum of Emerging Science’a gelme sebebimiz şu arkadaştı. Asimo 
Koştu, topa vurdu, konuştu. Bunun haricinde insansı robot Sophie ve farklı Japon yenilikleri ile temas kurduk.
Buradan çıkıp Shinjuku bölgesindeki Tokyo Metropolitan Government Building e geldik çünkü ücretsiz seyir terası vardı. Şehrin tepeden manzarasını seyredip, bölgedeki sushicilerden birine girdik. Bir bant üzerinde, renkli tabaklar geçiyor, nigiri ise 2 adet, roll ise 6 adet oluyor ve her tabak renginin bir fiyatı var. Kaiten zushi adlı bu tarz restoranlar, masaya garsonun getirdiği restoranlardan daha ucuz.
Uzun süren otobüs aktarmaları, müze, yemek derken Shinjuku’da akşam 10 olmuştu. Shinjukudan, hostele dönmek 3 vasıtaydı ve ilk otobüse binip ilerlerken, daha önceleri yaptığımız gibi, internete girerek, aktarma yapacağımız otobüsün saatine bakıyorduk ki, bir sonraki otobüsün saatinin sabah 6 yazdığını gördük. İlk etapta anlamadık ama sonra dank etti, son otobüsü kaçırmıştık. Bu otobüs kimbilir nereye gidiyordu ve inmemiz gereken durakta inip plan yaptık. Yürüsek 5 km mesafe vardı ve yorulmuştuk. Tüm otobüs hatlarını gösteren haritamızı açtığımızda bulunduğumuz yerden yaklaşık 1-2 km kuzeyde otobüslerin yoğunlaştığı bir bölge vardı ve buraya gitmemizin mantıklı olacağını düşündük. Oraya giden hatların listesini yaptık ve ilk uygun otobüse atlayıp ilerledik. Gerçektende, yoğun bölgede bir çok otobüs ve tren istasyonu vardı. Tren hattına baktığımızda kaldığımız yere yakın olan istasyondan geçen tren hattı bulduk ve yürümemek için bu sayede stresli ve yorgun şekilde hostele ulaştık.
Hostelde 6 oda vardı ve sabahları, ev sahibimiz kimonosu ile gelip, Ghibli film müzikleri cdsini açıp bize kahvaltı hazırlıyordu. Tost, yumurta, sosis, meyve suyu, kahve, çay içebiliyorduk.
Tokyo’daki son günümüzde, Asakusa ve Ueno bölgelerini gezdik. Özellikle Ueno’daki Tokyo National müzesini gezip çevrsindeki parkta dolaştık.
Tokyo Ulusal Müzesi 4 ana alandan oluşuyor. Japon ressamların sergileri ana bina Honkan’da, Japon arkeolojisi Heiseikan’da, özellikle tarihi Çin eserleri Toyokan’da ve Horyuji hazineleri girişte soldaki binada bulunuyor.


Müze girişi 620 Yen ama özel bir sergi varsa ayrıca ödeme yapmak gerekiyor. Yukarıda saydıklarım 620 Yen içinde.
Ueno parkı içinde, Son Samuray filmine ilham olan Saigo Takamori’nin heykeli bulunmakta. 1870li yıllarda Japonyada gerçekleşen modernleşmeye karşı çıkarak imparatorluğa karşı isyan çıkaran, 1877’de savaşını kaybedip harakiri ile intihar eden bu samuraya itibarı, ölümünden sonra iade edilmiş.
Bugunkü sakin turumuzun sonunda Japon Ocakbaşına Izakaya’ya gittik. Menüde tavsiye edilen midye çorbası, çeşitli deniz ürünleri ile hazırlanan krep olan Okonomiyaki ve ızgara ton balığı yedik. Pirinç şarabınıda denedik ama beğenmedik. Yemek sonrası ne alırsan 100 yen mağazası Miniso ararken, bir Türk dönercisinin bağrışını duyduk. Bağıran arkadaşla göz göze geldik “döner vereyim mi abi” dedi, “şimdi yedik sağol” diye cevap verdim ve gülüşerek Minisoya ulaştık. İster kendiniz için ister hediyelik eşya olsun en mantıklısı Miniso’dan alışveriş yapmak. Herşey 100 yen değil tabi ki ama bütçeye uygun bir çok şey var.















GENEL
-Japonya çok sıcak. Ağustos ayında Japonya’ya gelmeyin denecek kadar sıcak. Nemli olduğundan 30 derece gösteren değerlerde hissedilen çok fazlaydı Eşim beyaz tenli ve ilk gün giydiği şorttan sonra, bacakları alerji oldu, diğer günleri pantolanla dolaşmak zorunda kaldı. Seyahatinizi bu gibi etkenleri azaltmak için farklı zamanda yapabilirsiniz
-Google maps offline haritaya izin vermedi ve yandex hiç yok. Farklı offline haritalardan Maps.Me kullanılabilir
-Tren saatleri için olmazsa olmaz uygulama ve web sayfası Hyperdia
-Elektrik girişi farklı olduğundan dönüştürücüyü önceden temin etmelisiniz.
-Marketlerde hem sıcak hem soğuk yiyecekler var. Mikrodalgada ısıttırabilirsiniz. Daha ucuz yemekler için Yoshinoya, Matsuya, Sukiya yı unutmayın. Bu zincir restoranlarda ya menüye bakıp, garsona sipariş veriyorsunuz ya da otomat’tan istediginiz yemeyi seçip, ödemesini otomata yapıp, aldığınız fişi garsona veriyorsunuz. Gittiğimiz tüm restoranlarda su ücretsizdi. Genelde normal su değilde, tatlandırılmış su verildi.
-Ülke içi uzun mesafe 2 yere gidilecekce Japan Rail Pass alınmalı. Sadece yurtdışından alınıyor. Tek yön gidilecekse Rail pass daha pahalı gelebilir.
-Japonya çok kalabalık ama bir o kadar sessiz. 38 milyonluk Tokyo’da yürürken bir defa korna sesi duymadığımız gibi, ana caddede bizim sesimiz en çok duyulandı.
-Japonlar çok yardımsever fakat ingilizce büyük problem. Ama bir şekilde anlaşılıyor. Yardımsever olukları kadar kurallara bağlılar. Otobüs seyir halindeyken şöföre soru sormaya kalktım, gözünü yoldan ayırmayarak kızdı, otobüs durunca soruma kibarca cevap verdi.
-Japonya’da tuvalet sıkıntısı çekmiyorsunuz. Her yerde bedava ve tertemiz umumi tuvalet bulabilirsiniz.
-bir çok evsiz var ama rahatsızlık vermiyorlar, sadece gece, dışarda yattıklarında görülüyorlar.
-Japonlar çok çalıştıklarından, sosyalleşme sorunlarını içki ile gideriyorlar bu yüzden geceleri çok sarhoş görebilirsiniz.
-Barış Manço Japonya konserini seyredenlerin bildiği şu iki kelime “arigato gozaymaz” yani “çok teşekkürler”, o kadar çok kullanıldı ki teşekkürden bunaldık.
-Japonya’da kadınsı takı ve kıyafet kullananlar var. Topuklu ayakkabı ve etek giyen erkek bile gördük.
-alışveriş için 7Eleven ve benzeri mağazalar var, genelde 24 saat açık.
-hediyelik eşya ve kendiniz için Miniso mağaza zincirini unutmayın
-Hostellerde ayakkabılarınızı çıkarıp içeri girmeniz gerekiyor.

23 Mart 2018 Cuma

Batum, Gürcistan, Mart 2018

Batum

Türkiyeye yakınlığı ve kimlik belgesi ile gidilebilen Gürcistan’ın Batum şehri ile ilgili internette bir çok kaynak bulunabiliyor ama Batuma gittikten sonra farkettim ki hepsinde birer ikişer eksiklik var. Bunları göz önüne alarak tüm bilgileri burada toplamaya karar verdim.
Uzun süredir güncellemediğim blogumuda böyleca hatırladım.
*Aşağıdaki fiyatlar Mart 2018 fiyatlarıdır

Batuma nasıl gidilir.
Çeşitli yöntemler var, her birini burada bulabilirsiniz
     a.    Uçak ile, direk Batuma. THY nin Istanbul Ataturk havalimanından Batum havalimanına uçuşları var ama fiyatlar aşağıdaki seçeneklere göre pahalı
    b.    Uçak ile, Hopaya. Aslında Istanbul-Batum ile birebir aynı uçak.THY ile,  aynı havalimanları (dış hatlar) ve aynı uçak kullanılmasına rağmen a seçeneğinden 3 kat ucuz genelde ama şu şekilde işliyor. Istanbul Hopa bileti aldığınızda Batum havalimanıa inmenize rağmen sizi bekletip, bir minibüs ile Hopa’ya getiriliyorsunuz. Kullanmadığım için sınırda bekleme var mı bilemiyorum ama Batuma inilmesine rağmen, mecburen Hopa’a dönmek sinir bozucu
    c.    Uçak ile Trabzon’a gelmek. Söylenene göre inen her uçak sonrası Havaş ile Hopa’ya gelebilirsiniz ve biz de bu şekilde yaptık. Gerçekten Havaş hemen kalktı ve 3 saat sonra Hopa’ya ulaştı. 27 TL ücreti var. Havaştan iner inmez hemen yandaki minibüsler ile Sarp sınır kapısına 6 TL ye ulaşabilirsiniz. (Dönüşte yani Sarp sınır kapısınıdan direk Hopaya minibüs yok, önce Kemalpaşa, ordan da Hopaya gelmek gerekiyor). Eğer minibüs ile uğraşmayalım taksiye binelim derseniz, 50 TL olan ücret pazarlık ile 40 TL ye düşüyor. Biz giderken minibüs, gelirken taksi ile 40 TL ye geldik. Sarp sınır kapısına geldikten sonra 15 TL harç pulu alıp küçük formu doldurarak, yürüyerek içeri girilebiliyor. Gürcistana geçtikten sonra 20 Lariye taksi ve 1,5 lariye minibüs ile şehir merkezine gidebilirsiniz. Detaylar aşağıda.
    d.    Özel arabanız ile geçebilirsiniz, yaya geçmek daha kolay diyorlar ama mevsimden mevsime değişiklik gösterebilir. Araba kiralayarak gelmek ise biraz zor zira kiralama firmaları yurtdışına izin vermiyorlar
    e.    Trabzondan ve diğer karadeniz şehirlerinden şehirlararası otobüs ile gelinebilir. Metro Turizmin günde 1 seferi vardı ama tek bir saat olduğundan tercih size kalmış.

Giriş ve çıkışta dikkat edilmesi gerekenler.
    a.    Öncelikle kimlik ile girilmesinden dolayı özellik Gürcü tarafı polisleri çok hassas. TC kimliğiniz eski tip ise, en ufak bir çizik – yırtık, pvc nin kalkması ve yeniden kaplanıp soğuk damganın bozulmasından dolayı içeri almayabiliyorlar. Kendim yaşadım, Türk polisi eski kimliğimi görünce, git şansını dene ama almazlar dedi, eşim ile gittiğimden sanırım, Gürcü polisi hiçbirşey demeden içeri girişe izin verdi. Uzun lafın kısası, sadece kimliğiniz varsa ve o da eski tip ise, ne olur ne olmaz pasaportunuzu da yanınıza alın, riske atmayın, zaten 15 TL çıkış harcını her halukarda vereceksiniz. Eğer eski tip kimliğiniz var ve pasaportunuz yoksa, tavsiyem yeni tip kimliği çıkarmanız ama buna zamanınız yoksa kimliğin durumu çok önemli.
    b.    Batuma girerken ilaç getirmemeye çalışın. Girişte Türk Jandarmasından da onay aldık ilaç yasak diye ama Mart ayında Perşembe günü girdiğimizden dolayı kontrol sıkı değildi, atmayıp unuttuğumuz ilaçları içeri alabildik.
    c.    Batuma girdikten sonra şehir merkezine gelmek için ya 20 Lariye taksi ya da 1,5 Lariye minibüs opsiyonu var. Taksicilerin dediği “önce otogara gidiyor ordan yine taksiye binmen lazım” sözlerine aldırmayın, minibüsler şehir merkezine Tbel-Abuseridze caddesinden gidiyorlar. Ortalama olarak 1 Lari, 1,5 TL diye düşünebilirsiniz ama güncel kurlara bakmayı unutmayın
    d.    Sarp sınır kapısının Gürcüce adı Sarpi, dönüşte de aynı caddeden aynı minibüsü bulabilirsiniz, önünde Sarpi yazıyor ve Sarpide, ilk girişte sadece minibüs – taksi ücreti kadar Gürcü Larisene çevirin zira şehir merkezindeki kurlar daha uygun.
    e.    Sınır kapısından giriş nispeten daha derli toplu ama Sarpiden çıkış biraz keşmekeş. Bacağınıza yapışan dilenci çocuklar, düzgün sıra olmaması vs, yoğun zamanda metrobuse giriş gibi.
f.     İnsanlar çok sıcak değiller ve halk ağırlıklı olarak fakir diyebilirim, ana merkez dışındaki noktalardan bunu görebiliyorsunuz ama gece ana yoldan yürürken ister istemez bir tedirginlik olsada, güvenli bir şehir denilebilir.
    g.    Otobüs biletleri 0,4 lari (2li bilet halinde otobüs icinden alınabiliyor) ve minibüs biletleri 0,5 Lari, iniş sırasında şöföre veriliyor.

Batum gezi rotası
Öncelikle Batum’un çevresinden başlayalım. Kayak sevenler Khulo dan dağa gidebilirlermiş biz denemedik. Şehrin 30 km dışında Mtirala National Park zamanı bol olanlar için güzel diyorlar ama zaman sorunu olanların yarım gün harcayacağı Batum Botanik Bahçesi bence şehrin olmazsa olmazı. Burda en ideal ulaşım şu şekilde. Teleferiğin oradan 15 nolu otobüs ile 2 nolu kapıdan giriş yapıp, önce kuzey ve doğu bölgesini gezip, ordan tekrar güney – batıdaki 1 nolu çıkıştan çıkıp 31 nolu minibüs ile merkeze dönmek. Çünkü eğer 1 nolu kapıdan girerseniz, parka ulaşmak için tahmini 10 dakika yokuş çıkmanız gerekiyor. Halbuki 2 nolu kapıdan girdiğinizde bu bahsettiğim yeri aşağı iniyorsunuz.
Batum botanik bahçesinde Yeni Zelanda’dan Meksikaya, Asyadan Akdenize bir çok çiçek ve ağaca rastlayabilirsiniz. Çok güzel bir yer. Giriş 8 Lari.



Merkeze geldiğinizde Teleferik ile tepeye çıkıp şehri kuşbakışı görebilirsiniz. Benim bindiğim en uzun teleferik hattı, toplam 2,5 km.yi 14 dakikada çıkıyor ve tepeye ulaşıyorsunuz hatta giderken gerçekten şehri kuş bakışı görüyorsunuz. Burdaki ufak notum ise, tepedeki tek restaurant olan Argo, dizaynı güzel olmasına rağmen hem pahalı hem de lezzetsiz (diğer Gürcü restaurantlar ile karşılaştırılıdığında). Çok yoruldum illaki restauranta oturacağım derseniz de, kahve  - tatlı yapın, ama yemek hakkınızı burda kullanmayın. Biz yemek yediğimiz için böyle söylüyoruz.
Teleferiğe girerken bilet alıyorsunuz ve dönüşü de kapsıyor, toplam 15 Lari ve teleferik 19:00 a kadar çalışıyor.


Şehrin 15-20 km dışında şelale ve Adjara Wine House a gitmek istedik ama toplu taşıma olmadğından gitmedik. Yazın belki şansınız vardır veya taksi ile gidebilirsinz ama sorduğumuz Gürcüler, Adjara Wine House a gitmeniz şart değil dediler.

Biz teleferikten sonra tekrar merkeze döndük ve Ali – Nino (birbirlerine kavuşamayan Azeri aristokrat Ali ve Gürcü prenses Nino) heykelinin de olduğu Miracle Parkı, müzik-su şovlu (başka bir yer daha var müzik su şov yapan) batum bulvarını, Tiyatro meydanını, astronomik saat ve Meda heykelinin olduğu Avrupa meydanını, klas restaurantların olduğu Piazza yı, Holy Mother ana kilisesini, suni göl olan 6 Mayıs parkını, sahili, dolfinaryumu ve ters evin olduğu bölgeyi gezerek tam bir şehir turu yaptık. Buraları hem akşam hem sabah dolaştık. Ali – Nino heykeli tüm gün ters duruyorlar ama akşam 7 de birleşiyorlar (biz 18:30 da ordaydık ve birleştiler, o yüzden saat bilgisi net olmayabilir), saat 19:30 da Batum bulvarındaki müzikli su şov başlayıp 20 dakika gibi sürüyor.
Şehrin farklı noktalarında Tourist info lardan özellikle “transport map” alıp kaldığınız bölgeye giden minibüs ve otobüsleri bulabilirsiniz.








Batumda ne yenir
Bir çok kaynakta benzer şeyler okumuşsunuzdur ama ben de kendi yediklerimizi ve restaurantları yazayım. Tripadvisor ve şansımızı kullandık bu seçimlerde. Öncelikle gittiğimiz dönem Mart olduğundan, her restaurant açık değildi, sürpriz ile karşılaşmak istemiyorsanız aramanızı tavsiye ederim ama Turkcellin 70 kusur yurtdışı ülkeleri arasında Gürcistan yok, aman dikkat. Ve Gürcüler tüm yemeklerinde taze kişniş kullanıyorlar. Eğer sevmiyorsanız özellikle belirtin, koymasınlar.




Laguna: Art Museum ile 6 Mayıs parkı arasında kalan bu restaurant Haçapurisi ile ünlü. Yumurtalı – yumurtasız seçenekleri var, peynirli karadeniz pidesinin daha güzeli. Küçük olanlar 1 kişiye (7-8 Lari), büyük olanlar (12,5 Lari) 2 kişiye fazla geliyor. Şarap ise ev şarabı değil şişe şarap, 20 Lari. Tavsiye ediyoruz

Argo: Teleferik ile çıkılan yerdeki tek restaurant olan Argo, dizaynı güzel, garsonlar ingilizce biliyorlar ama hem çok lezzetli değildi hem de diğer Gürcü restaurantlarına göre pahalıydı. Tavsiye etmiyoruz

The quiet woman pub: Piazzadaki bu restauranta, biraz ilerildeki Heart of Batumi restaurant kapalı olduğu için oturduk, yemekler büyük porsiyon ve fena değil ama Gürcü standardına göre pahalı. Hoegarden fıçı görünce hemen atladım ama fiyat 8 Lari. Diğer restaurantlatrda Gürcü birası 2 Lari olduğundan çok abartmadık. Mekan gayet güzel.

Qaravan: bir öğle ve bir akşam yemeği yediğimiz bu restaruantı çok beğendik. Klasik Gürcü lokantası ne ararsan var, Khinkaliden haçapuriye, şaşlıktan kebaba, mezelerden salata ve çorbalara kadar herşey hem güzel hem çok hesaplı. Patlıcanlı mezelerini, pizza gibi olan haçapuriyi, şaşlığı öneririz. Khinkali yiyen bir çok lokal insan vardı burada, demek ki güzel ama Khinkali genel olarak hem bizim mantıdan, hem de Rus pelmenisinden biraz farklı. Beğenmesseniz restaurant kötü yaptığından değildir J Adjara tipi haçapuri, Laguna da daha güzeldi ama alkol seviyorsanız özellikle ev yapımı şarapları harika. Litresi 10-15 Lari arasında değişiyor. Gürcü birası 2 lari. Meze fiyatları 4-5 Lari, ana yemek fiyatları 5-15 lari arasında değişiyor. Kesinlikle tavsiye ediyoruz