Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2011 Çarşamba

Eskişehir, Ekim, 2011


Türkiye’de Avrupai bir şehir görmek istiyorsanız Eskişehir’e gitmelisiniz. Yaşayanlar gözünde nasıldır bilmiyorum ama turist gözüyle gerçekten bir Avrupa şehrinden farksız. Kanalları, gondolları, ulaşımı, parkları ile birçok şehirden güzel.
Istanbul’dan Eskişehire birçok tren vardı, biz Cumartesi sabahı Eskişehir ekspresi ile 7 de Haydarpaşadan yola çıktık ve 4 saat sonra merkezdeki Eskişehir tren garındaydık. (Tren bileti 1 kişi tek yön 25 lira) Bu arada trenlerimizin de Avrupadaki trenlerden bir farkı olmadığını, çok daha rahat olduğunu ve restoran bölümü ile bir adım öne bile çıktığını söyleyebilirim.
Gardan inip aynı caddedeki Tekinoğulları otelinde kahvaltı dahil oda fiyatı 85 lira ödeyerek yerleştik ve Eskişehir turumuza başladık.
Önce 1 nolu tramvaya binip otogarın karşısındaki Kentparka gittik. Tabi karnımız acıkmıştı ve girişteki Kırımlı restorana girip çiğbörek-mantı-Balaban köftesi sipariş edip arkadaşlarımızla beraber yedik. Kentparkta plaj var ve yazın burada güneşlenip yüzme şansınız var. 


Ziyaretimiz zamanında problem olduğundan Esbotları kullanarak merkeze dönemedik ama tramvaya atlayıp Atatürk Lisesi durağında inip Odunpazarına geldik. 


Evler çok güzel, bakımları yapılmış, rengarenk, bazıları butik otel, bazıları firma, bazıları müze. Karikatür müzesi kapalıydı ama ücretsiz olan cam müzesine girdik. Camdan yapılmış olan eserler çok çok güzeldi, kesinlikle uğramalısınız. 



Atlıhana uğradık, lületaşı ve cam işçiliği hakkında bilgi aldık, yapılmış eserlere baktık ve yukarı doğru Kurşunlu Cami Külliyesini gezip daha da tepeye çıkarak Eskişehiri kuşbakışı görebileceğimi Şelale parkına geldik.





Yukarı yürümek bizi yordu ama aşağı iniş kolaydı, Odunpazarı girişindeki hediyelik eşya tezgahlarını gezip Eskişehire özgü haşhaşlı cevizli çörekten aldık. Odunpazarından tramvay yolundan Çarşıya doğru yürürken sağdaki ilk sokağın içinde Palmiye simitevini tavsiye ederiz. Bu çörek sayesinde marketten kendimize ıslak haşhaş ezmeside aldık :)

Merkeze gelerek 15 TL lik Gondol turu (4 kişi fiyatı) yerine kişi başı 1,5 tl lik Esbot ile kanal turu yaptık.


Gündüz hava 16 dereceydi ama güneş battıkça sıcaklık düştü, akşam yemeği için 222 deki Majha restoranda yerimizi ayırtmıştık, oraya gitmeden önce Haller gençlik merkezine gittik. Kapalı bir mekan olan merkezde birçok restoran ve hediyelik eşya dükkanı var, eski halini ve şimdiki halini fotograflardan gördük ve emeği geçenleri bir kere daha takdir ettik.
Majha restoranın ve birkaç rstoranın da içinde bulunduğu 222, Istanbuldaki Sortie tarzı bir merkez, Majha dünya mutfağı örnekleri sergiliyor, et ve balık yemekleri 20-22, tavuk yemekleri, pizza ve makarnalar 10-12 TL arası, Istanbul’dan sonra bu fiyatlar çok hoşumuza gitti. Yemekler mükemmel olmasa da fena değildi ama mekan çok güzeldi.
Ertesi gün otelde kahvaltımızı yapıp taksi ile Sazova parkına (bilim sanat ve kültür parkı) na geldik. Taksi 14 TL tuttu. Otobus ile gelmek isteyenler Odunpazarının oradan kalkan otobüslere binebilirler.
Sazova parkının daha %50 si tamamlanmış ama gerçekten dört dörtlük bir park, şu anda çocuklar için bir çok aktivite var, engelli çocuklar da düşünülmüş, onlar için de oyun alanı var, açılmamış ama tamamlanmış masal şatosu ve 1 TL ye ziyaret edilebilen gemi bize Disneyland havasi verdi. Geri kalan %50 de tamamlandığında Eskişehire tekrar gelmek üzere söz verdik :)






Zamanında McDonalds açıldığında bile satışları düşmeyen Pino burgerde hamburger tadıp, bir önceki gün tattığımız cevizli haşhaşlı çörekten tren için yanımıza aldık ama sıcak olduğundan dayanamayıp yarısını yedik.
Çarşıya kadar yürüyüp kahve dünyasında oturup 12:45 Başkent ekspresine binip Istanbula döndük.

16 Mart 2011 Çarşamba

Gaziantep


Pegasus ile Gaziantep gidiş Adana dönüş 52 liraya aldığımız biletlerimizin zamanı geldi ve Cumartesi sabahı 3:30 da kalkıp 4:30 Kozyatağı Havaş ile Sabiha Gökçene geldik, sabah 6 daki Gaziantep uçuşumuz 75 dakika sürdü ve 7:30 gibi havalimanından çıkıp Gaziantep Havaşa (1 kişi 9 TL) binmiştik.
Yardımsever Havaş şöförü her yabancıya gidecekleri yeri tarif etti, biz de Hürriyet caddesinde inip Sırtçantalılardan bir arkadaşımızın tavsiyesi ile Katmerci Abdo Ustayı aradık ve bulduk.
Abdo Usta biz yabancıyız, ağır gelir diye yarımşar porsiyon katmer verdi bize ama Ustaya kendimi ispatlamak için geri kalanları da bir güzel yedim. Katmer porsiyonu 5 TL, bayanlara yarım porsiyon yeter, çay ise 50 kuruş, su tabiki ücretsiz. 


Abdo Ustadan çıkıp önce Bakırcılar çarşısı sonra da Kemikli bedesteni gezdik, 




kendimize bakırdan bir sosluk ve minik biber değirmeni alıp Gaziler caddesinden ki buralara Gaziantep çarşı diyebiliriz, yolun karşı tarafına Hasan Süzer Etnoğrafya müzesine geldik. Müze kart geçerli, yoksa giriş 3 TL olan bu eski Gaziantep evi avlusuyla (Antepliler avluya hayat diyorlarmış, şehir sıcak olduğundan evlerin ortasında kalan bu açık alanda bir çok işlerini yaptıklarından buraya hayat adı veriyorlarmış) odalarıyla, mahzeniyle tipik bir Antep yaşantısını biz sundu. 






Müzeden çıkıp içeri giremeden önce Kurtuluş camiini sorada Kendirli Kilisesini gezdik ve Atatürk kültür parkına indik. 






Camideki siyah beyaz uyumu bizi etkilerken Kilisenin üzerindeki kurşunlar ve bakımsızlığı bizi üzdü. Parktan ilerleyerek Kamil Ocak stadının yanından geçip Gaziantep müzesine geldik. 



Buraya Çingene Kızı adlı mozaiği görmek için gelmiştik ama tüm mozaikler birkaç gün sonra açılacak olan Zeugma müzesine götürülmüş. Biz de sadece Antep çevresindeki kazılardan çıkan eşya-iskelet vs görüp yolumuza devam ettik. Daha sonra araba ile yeni yapılan Zeugma müzesinin önünden geçtik, gerçekten çok farklı bir yapıydı. Burası eski Tekelin yerine (veya yanına) yapılmış. Gaziantep müzesinde de müze kart geçerli, yoksa giriş 3 TL, buradan kaleye yürüdük. Antep kalesindeki düşüncemiz kaleye çıkıp açık havadan şehri görmekti, bu amaçla kaleye doğru, tunç heykellerin yanından ilerledik ve kaleye 1 TL vererek girdik. Üstü kapalı yol üzerinde Antepin kurtuluşu heykellerle ve kabartmalarla anlatılmış, bakarak ilerledik ama yolun sonunda bizi açık havaya, kalenin üzerine çıkaracak bir kapı yoktu, aynen geri döndük maalesef. 


Kaleden aşağı inerken sol tarafta dar bir sokağın içinde cam müzesi var, müze içine girmedik ama bahçesinde oturup menengiç hakvesinden içtik. Fıstık ağacına yerleştirilen kahve tohumları belli bir süre sonra toplanıyor ve kahve böyle oluşuyormuş, süt veya su ile yapılabilirmiş, biz sütlüsünü içtik ve beğendik, sütlü fıstık gibi birşeydi, hatta kendimize bir kavanoz aldık.
Arkadaşımız ile buluştuk ve artık acıkmıştık ta kendimizi İmam Çağdaşa attık. Lonely Planetin Gaziantep kısmında imam çağdaş baklavaları şöyle anlatılıyor. “Baklava hakkında Burhan Çağdaş ile konuşmak, futbol hakkında Zinedine Zidane ile konuşmaya benzer”
Alinazik, soğanlı kebap ve simit kebabı ayrıca lahmacun ve gavurdağı salata ve ayran siparişi verip yemeğimize başladık. Sarımsak ve patlıcanla aranızda bir problem yoksa alinazik yemeden sakın dönmeyin. 




Hayatımda yediğim en lezzetli yemeklerden biriydi. Aşçı fare Ratotuile animasyonunu seyredenler hatırlarlar, ünlü eleştirmen restorana geldiğinde faremizin yaptığı yemeği tattığında geçmişe dönüyor, kendinden geçiyor. Resmen o hale geldim. Yemek bitmesin istedim hatta yemekleri hızlı yiyen biri olmama rağmen 1,5 saate yakın oturmuşuz imam çağdaşta. Yemek sonrası iri fıstık taneli ve sıcağa yakın sofraya gelen havuç dilim baklavayı da yedim ve zevkin dorunlarındaydım. Bu arada kebaplarınm fiyatları 15-16 TL.
Rehber kitaplarda yazmayan Gaziantep Kent müzesine giremeden Adana otobüsümüzün saati gelmişti. 4 te Antep otogardan Adanaya doğru hareket ettik.

2 Aralık 2010 Perşembe

Karadeniz Turu 2009, Bölüm 4 Safranbolu, Amasra

Otobüste geçirdiğimiz gece sonrası sabah Safranbolu'ya vardık, kahvaltımızı yapıp daha sonra zaman kaybetmemek üzere lokum alışverişimizi yaptık. Safranbolu'yu gezerken Kaymakam Evini ziyaret edip, güzel evlerin fotoğraflarınız çektik.


Kaymakam evinin anahtarı olan görevlisinin gelmesini beklerken 3 kişilik Türkiye'yi gezmeye gelen Çek Cumhuriyetli gençler ile sohbet ettik. Amasra'ya gideceklermiş ve onlara bizim de oraya gideceğimizi, istersek bizim tur otobüsümüz ile gelebileceklerini söyledik. Memnun oldular. Çarşı alışverişini yapıp Amasra'dan önce Yörük Köy'e gittik.

Eski bir Yörük Köyü, tahta cami ve köy meydanında köylü kadınların çamaşır yıkamak için toplandıkları evi ziyaret edip, gözleme yedik ve Amasra'ya geldik.

Amasra çok şirin bir belde ve çevrede turumuzu attık, denize girenler girdiler ve öğle yemeğinde bir balık lokantasına gidip balık + salatamızı yedik.

Tekne turunu da yaptık ve akşam saatlerinde Istanbul'a dönmek üzere yola çıktık. Dönüş yolundaki yağmur ve gök gürültüsünü hala hatırlıyoruz. 11 gibi evimize geldiğimizde hem 1 hafta Türkiye'nin nerdeyse yarısını, ailemizle beraber gezmiş olmanın verdiği mutluluk, hem de inanılmaz bir yorgunluk vardı. Yorgunluk olsa da mutluluk her zaman daha ağır basıyordu.