9 Nisan 2010 Cuma

Rusya Federasyonu, 2007 Bolum2, Moskova

Togliatti günlerimizden sonra sıra Moskova'ya gelmişti ama bunun için 19 saatlik tren yolculuğu yapmalıydık.
Öğlen 2 de bindik trenimize ve yataklı kompartımanımızda yerimizi aldık, ikimizin de yatağı üst katta olmasına rağmen diğer arkadaşlarla konuşarak birini değiştirdik. 19 saat boyunca uçsuz bucaksız Rusya topraklarına bakıp, sohbet ederek zaman geçirdik. Trende çay - kahve - hazır çorba yapmak için sıcak su var ve yanımıza aldığımız nevaleler eşliğinde bu imkandan faydalandık. Şekerli patlamış mısırım da yanımdaydı.
Belli bir süre sonra sıkıldık ve sanırım 8-9 gibi uyuklamaya başladım.
21 Nisan 2007 sabah 9 da Moskova'ya indiğimizde kar yağıyordu. Nisan sonu kar görmekte varmış diyip eşimin kuzeni Sasha ve eşi Katya ile buluştuk ve muhteşem Moskova metrosuna atlayıp Kızıl Meydana geldik.

Ana girişin önünde Moskova'nın merkez noktasında dilek diledik ve Kızıl Meydana girdik. Parlamento binası, Lenin'in mezarı, şeker gibi, Moskova denince akla gelen ilk yapı olan St. Basil Katedrali fotolarımızı çekerek yine metro ile yolumuza devam ettik.
Moskova metrosu kat kat, dairesel bir hat var ve bu hat üzerindeki 13 duraktan bir alt kat veya üst kata çıktığınızda dikey olarak giden çeşitli hatlar var. Bu dairesel hattı güneş ve dikey hatları güneş ışınları gibi düşünün, bu şekilde şehrin bir çok noktasına ulaşım mümkün.
Tam anlatamadığımın farkındayım :) bu resimden daha güzel anlaşılacak sanırım.

İnsanlar, cumartesi günü olmasına rağmen hızlı hızlı yürüyorlardı, herkes bu şekilde, hatta yürüyen merdiven bile yürümüyor resmen koşuyordu.
Her metro durağında heykeller, resimler var. Adını hatırlayamadığım bir duraktaki kurt sembolü şans getiriyormuş. Kurtun burnunu severek yine başka bir dilek diledik :)


Bir başka kiliseye geldik.

Hava çok soğuk olduğundan hızlı hızlı ilerliyorduk. Sırada Poklonnaya Gora vardı.
Uzun bir meydan ama hava o kadar esiyordu ki, yanına gidemeden geriye döndük :)
Hemen arkamızda bulunan büfeden birer sosisli sandviç yedik ve Moskova giriş kapısını fotoğraflayıp, metro ile kuzen Sasha'nı evine gittik.
Moskova çok pahalı bir şehir, Sasha ve eşinin oturduğu ev tek odalı, banyo ve mutfak var, kirası 500 Dolardan fazlaydı.
Duşumuzu alıp güzelce birşeyler yedik.
Bir gün önceki tren yolculuğu, havanın soğukluğu, eve gelip ısınmak ve duş almak, üzerine birşeyler yiyip içki içmek sonucu tahmin ettiğiniz gibi uyuduk :)
Moskovada toplam 13 saatimiz vardı, havanın soğuk olmasından dolayı yeterli gezemedik ve nehir kıyısına inemedik ama yine de gayet keyifliydi.
Akşam 10 da tekrar tren istasyonuna gelip St. Petersburg'a gideceğimiz trene bindik.
İstasyon önünde bir şehir fotoğrafı çekip trenimize bindik.

7 Nisan 2010 Çarşamba

Rusya Federasyonu, 2007 Bolum1, Togliatti

Evliliğimizin 6. ayı bittiğinde eşimle beraber, memleketi olan Rusya  gezisi yapmaya karar verdik ve 23 Nisan'ın olduğu hafta Moskova aktarmalı eşimin ailesinin yaşadığı şehir olan Togliatti (Tolyatti) ye geldik.
Rusya'ya ilk girişim olduğundan, pasaporta giriş damgası vuracak polis beni bekletti ve pasaportum, içerdeki polis odasına gitti. Aynı anda daha önce defalarca giriş yapmış olan bir Türk arkadaşın pasaportunda bir yırtık vardı ve polis ingilizce bildiğimi öğrenince beni tercüman olarak kullandı. Tercümemi yaptıktan sonra "ilk defa mı Rusya'ya geliyorsun?" sorusuna "evet" cevabını verdim ve giriş damgasını aldım.
Togliatti'ye yapacağımız aktarma çok kısıtlı bir zamandaydı ve diğer havaalanı için servise binmemiz gerekliydi. Aslında taksi de vardı ama fiyat olarak 100 dolar dediler. Ben telaşlı Türk olarak "verelim ya, geç kalmayalım uçağımıza" dedim ama sakin eşim, servis gelir dedi ve 2 dakika içinde servis geldi.
100 dolar istenen mesafe ise havaalanının bir tarafından diğer tarafınaymış, bu fahiş fiyat karşısında şok olduk ve iyiki vermemişiz.
Moskovadan 1000 km. güneydoğuda olan Togliatti şehri, Lada fabrikasının kurulmasından sonra büyüyen ve şu anda 800bin kişinin yaşadığı ve bu 800bin kişinin en az %60sının bir şekilde fabrika ile bağlantısı olduğu bir şehir. Örneğin eşimin ailesinde, babası - amcası - amcasının oğlu halen burda çalışıyor, dedesi burdan emekli olmuş. Yalnız son krizde çok etkilendi fabrika ve çalışanlar ve dolayısıyla tüm şehir zor günler geçirdi, umarım bundan sonrası iyi olur.
Şehir Volga nehri kıyısında ve Samarskaya bölgesinde, Samara'dan sonra 2. büyük şehir. Rusya yüzölçümünü göz önüne aldığımızda Ufa ve Kazan'a yakın diyebiliriz.

Eşimin çoğu akrabasıyla ilk defa tanışacak olmamdan dolayı her gün farklı bir yere davetliydik aslında benim için mükemmeldi, her yerde farklı ve güzel yemekler yiyorduk. Aşağıda eşimin anne ve baba tarafı resimlerini göreceksiniz.


Tabi ki fırsat buldukça Togliatti'yi gezdik. Çok büyük bir savaş ve uzay müzesi vardı.

Üstteki son resimde görülen şey, ayda yürüyen Rus yapımı bir cihaz.

Eşimin dedesinin şehir dışında bir evi var, her ay aldığı emekli maaşıyla kendisi birşeyler yapıyor, evin arkası bahçe, meyve ve çiçekler var, arka tarafı orman, bahçede mangal bile yaptık :)
Tabi ki Volga kıyısına da gittik, şehir merkezindeki büyük parkta dolaştık ayrıca şehrin en büyük, altın kaplı kilisesini ziyaret ettik.

Nisan sonu olmasına rağmen hava 9-11 dereceydi, normalin üstüymüş, ben de deri ceketimle üşümedim.
Şehirde eski evler büyük askeri tarzda. Ortasında park ve oyun alanı bulunan bu evler 7-10 katlı ve yaklaşık 14-15 ana giriş kapısı olan, toplamda 2000 kişinin yaşadığı alanlar, beni en çok şaşırtan şey ise, tüm şehrin sıcak suyunun belirli merkezlerden gelmesi, kalorifer ve sıcak su merkezi sistem yani ama tüm şehri kapsayan bir merkezilik söz konusu :)
Yarın 13 saatlik Moskova macerası ile devam edicez

2 Nisan 2010 Cuma

Abant, 2007

Tatillerimize her zaman tek başımıza değil, arkadaşlarımızla da çıkıyoruz, hatta abant gezimizi 3 araba ve 14 kişi olarak düzenlemiştik. Polisevinde 1 gece konaklamıştık. Oda fiyatı 11 TL idi :) akşam yemeğine 7 lira verip canlı müzik için kişi başı 4 lira vermiştik, evet canlı müzik çok pahalıydı :)
İstanbul'da çok kar yağıyordu ve otobana çıktığımızda "acaba geri mi dönsek" diye düşünmüştük ama geri dönüş olmadığından ilerledik ve daha sonraları yol açıldı.
Önce polisevine yerleştik ve göle doğru ilerledik. Hepimiz sabah kahvaltısı ile olduğumuzdan acıkmıştık ve tabi ki sucuk-ekmek yiyecektik.
Kızlar 1, erkekler 2 ekmek arası yaptık ve göle geldik.

Tabi ki bu karı bulup kartopu oynamamak olmazdı.
Akşam polisevinde yemeğimizi yiyip oyun salonunda king partisi ve tavla turnuvası yaptık.
Ertesi sabah kahvaltı sonrası, yol durumunu bilemediğimizden erkenden İstanbula dönmüştük.

1 Nisan 2010 Perşembe

Orta Avrupa, 2009, Bölüm 4 Bratislava

Budapeşte için tıklayınız...
Viyana için tıklayınız...
Prag için tıklayınız...

Budapeşte Bratislava arası konforlu bir otobüs yolculuğu sonrası (sıcak çikolata ve film) Bratislava'ya akşam 7:30 gibi geldik. Bratislava, Slovakya'nın başkenti ve 2 ülkeye komşu olan tek başkent. Turizm yeni yeni başlamış. Bratislavadaki gençler ingilizce bilselerde kalacağımız hosteli bilemediler ama bir şekilde bulduk uyuyacağımız yeri. Slovakya, Euro'ya 2009 başında geçmiş ve fiyatlar Prag'dan daha pahalıydı. Normalde 2 kişilik oda ayırtmamıza rağmen bi karışıklık olmuş, 6 kişilik odaya bizi verdiler ama bizden başkasını almadılar.
Akşam üzeri kısa bir yürüyüş yapıp şirin bir cafeye oturduk ve biramızı içtik.
Sabah kalkıp kahvaltımızı yaptık ve turumuza başladık.
Önce, Parlamentoyu ve ardından şehir merkezini gezdik.

Gördüğünüz gibi Istanbul, sadece 1231 kilometre, Istanbul - Van gibi.
Zaten çok küçük bir şehir olduğundan, Viyanayı bile 1 günde gezen bir çift olarak, şehir merkezi 1 saatte bitti ve Bratislava kalesine gittik.
Bratislava kalesini Laz müteahhitlerin yaptığı izlenimi edindik :)
Kale bakımda olsada, kuşbakışı manzara fotografları çektik.
Bratislava kalesini gezip yakınlardaki otobüs durağına geldik ve eski Gülhaneyi gezmiş birisi olarak hayvanat bahçesi özlemi duyduğumdan olsa gerek  her yurtdışı şehirde gitmeyi istediğim ama bir türlü gidemediğimiz yere gitmeye karar verdik. Zamanımız ilk defa boldu ve rahar rahat kullandık.
Çok büyük değildi hayvanat bahçesi fakat çok güzel bir DinoPark yapmışlar, çeşitli, gerçek boyutlu dinazor maketleri, hatta 15 dakikalık 3 boyutlu dinazor hikayesi gösteren mini sinema bile vardı.
Güzel zaman geçirdik ve merkeze geri döndük. Sabah yürümediğimiz tarafa yürüdük.
Karnımız acıkmıştı, ilk defa Lonely Planet kitabında yiyecek bir yer bulamadık ve kendimiz bir yere girip bişeyler yedik ama beğenmedik. Lonely Planet kitabında bar başlığı altında Slovak Pub vardı, oraya gidince menünün sadece içeceklerden değil, bir çok güzel yiyecek içerdiğini de görünce önce üzülsekte, biralarımıza meze olsun diye birkaç şey aldık tabi.
Zlaty Bazant adlı bira, Pragda içtiğimiz Bud Weiser ile kapışacak güzellikteydi. Aşağıdaki fotoya dikkatlice bakanlar hafiften! kaykıldığımı görebilirler :)
Gezecek yerleri bitirmiştik ve 2 saat gibi barda oturarak zaman geçirdik. Uçağımız gece 11 deydi ve Orta Avrupa turumuzun sonuna gelmiştik. 6 gece 7 günlük bu turumuzun toplam maliyeti sadece 750€ oldu. Vize parasından uçak biletine, yediklerimizden, hediyelik eşyalara cebimizden sadece 750€ çıktı. 6 gecenin 4ünü ücret ödemeden geçirdiğimiz için karlıydık fakat o günlerde de hostellere gitseydik makximum 950€ ile turumuzu bitirebilirdik. Tur firmaları daha konforlu otel sunup, şehir içi - şehirlerarası seyahati problemsiz halletselerde, genellikle çok daha pahalılar ve elde harita ile dolaşmanın ve nereye gideceğimize kendimiz karar vermenin keyfi bir başka.